enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,9246
EURO
52,7813
ALTIN
6.872,08
BIST
14.415,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
11°C
İstanbul
11°C
Yağmurlu
Perşembe Az Bulutlu
15°C
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C
Cumartesi Çok Bulutlu
20°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C

Duygularımıza Neden Yabancıyız?

Duygular; bizim iç ve dış dünyamızda bedenimizle ifade ettiğimiz tepkilerdir. Her birimizin duyguları kendine özgüdür. Yaşadığımız çevre …

Duygularımıza Neden Yabancıyız?
13.06.2022
64
A+
A-

Duygular; bizim iç ve dış dünyamızda bedenimizle ifade ettiğimiz tepkilerdir. Her birimizin duyguları kendine özgüdür. Yaşadığımız çevre, kişiliğimiz, travmalarımız, yani ruhsal yaşantımız birbirinden farklıdır. Herkes aynı olayı farklı yorumlayabilir, çeşitli duygular hissedebilir ve farklı tepkiler verebilir. Aynı olaya bir çocuk ağlarken diğeri kızabilir.

Araştırmalar; sonsuz sayıda duygumuz olduğunu ifade etse de Paul Ekman evrensel altı duygumuz olduğunu ifde eder. Bunlar; korku, öfke, üzüntü, mutluluk, şaşırma ve tiksinme. Bu duyguları herkes aynı şekilde hissetmiyor ancak tüm insanlar bu duyguları aynı yüz ifadesiyle yansıtıyor. Örneğin; şaşıran bir insanın gözleri ve ağzı açıktır. Öfkeli birisinin kaşları çatık, bakışları serttir. Bu duygular doğduğumuz andan itibaren bilişlerden de önce bizde var olan hislerdir. Yeni doğmuş bir bebek düşünelim. İhtiyaçlarını, isteklerini ağlayarak ifade eder, bunların doyurulmasıyla birlikte gülümseyerek rahat ve güvende olduğunu bize anlatır. Peki ne oldu da yetişkin olduğumuzda düşüncelerimizi çok iyi analiz ederken, duygularımızı anlamlandırmakta ve ifade etmekte zorlanır olduk?

Duyguların kültüre göre çeşitlilik göstermesi, duygu ifadesinin bedenimizde farklı yansımasına neden olur. Bizim toplumumuzda cinsiyete göre bazı duygular baskılanırken, bazı duygular da aşırı dozda ifade ediliyor. Örneğin, kadınlar ağlama duygusunu rahat ifade ederken, öfkelendiğinde ise bu duyguyu baskılayabiliyor. Erkeklerde ise bu durum tam tersi olarak açığa çıkıyor Baskılanan duygu bedenimize olumsuz bir semptom olarak yansır. Sağlıklı ifade edilemeyen duygular, kalp çarpıntısı, kusma, mide bulantısı gibi somatik belirtilerle reaksiyon vermemize neden olur. Duygularımızı bastırmadan doğru ifade edebilmemiz için çocuk yaştan itibaren duyguyu ifade etmeyi öğretmeliyiz. Bebeğin ihtiyaçlarını duygularla ifade etmesi bilişlerin varlığına rağmen ifadesi daha geç yaşlarda başladığı için duyguların varlığı en temelde başlar. Zaman içinde bildiğimiz ve tanıdığımız duyguları kültürel nedenlerden dolayı baskılayarak kendimize yabancılaşmaktayız. Bir süredir konuşmayan bir çocuğun neler yaşadığını duygularını gözlemleyerek anlayabiliriz. Örneğin; istismara uğrayan bir çocuk, gece korkuyla uyanabilir, eve bir yabancı geldiğinde ağlama krizine girebilir, duygularıyla yaşadıklarını ifade etmeye çalışabilir. Ancak şu unutulmamalı, bir çocuk kronik bir şekilde korkuyor veya ağlıyorsa mutlaka dikkate alınmalı. Çünkü duygular kısa sürer. Etkinliklerle, oyunlarla, okuldaki öğretmenlerin ve ebeveynlerin bilinçlendirilmesiyle beraber duygu farkındalığı oluşturabiliriz.

Çocukların büyümesi, okul çağına gelmesiyle birlikte analitik zeka ilk önceliğimiz oldu. Günümüzde anne babaların amacı, zihinsel becerileri ve dil becerilerini çok iyi kullanabilen çocuklar yetiştirebilmek. Kendini tanımayan, neyi istediğini, ihtiyacının ne olduğunu bilmeyen yetişkinler olduk. Halbuki duygularını anlamayan, başkalarının ne hissettiğini önemsemeyen insanların çoğalması, empati sorununu gündeme getirdi. Peki ne yapmalıyız?

İlk olarak çocuklara, doğduğunda zaten bildikleri olan bu duyguları unutturmamak. Duygularını ifade etmelerine izin vermek. Duyguların cinsiyete göre değişmediğini anlatmak: Örneğin; kız çocuğunun kızmasına, erkek çocuğunun da ağlamasına izin vermek. Etkinlilerle duygu alıştırmaları yapmak, ne düşünüyorsun sorusu yerine ne hissediyorsun sorusunu sormak. Ağladığında veya korktuğunda kızmamak, anlamaya ifade etmesine izin vermek. Korkak, sulu göz şeklinde çocuğu etiketlememek. Çocukları birbiriyle kıyaslamamak. Her çocuk biriciktir ve duyguları da kendine özeldir perspektifiyle sağlıklı bireyler yetiştirebilmek dileğiyle…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.