enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
45,9107
EURO
53,4514
ALTIN
6.623,89
BIST
14.200,20
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
29°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Az Bulutlu
29°C
Cumartesi Az Bulutlu
28°C

Die Welle Filmi Analizi

Die Welle Filmi Künyesi Yönetmen: Dennis Gansel Yapımcı: Christian Becker, Nina Maag, Antia Schneider Senarist: Dennis Gansel, Peter …

Die Welle Filmi Analizi
14.04.2022
48
A+
A-

Die Welle Filmi Künyesi

Yönetmen: Dennis Gansel
Yapımcı: Christian Becker, Nina Maag, Antia Schneider
Senarist: Dennis Gansel, Peter Thorwarth
Oyuncular: Jürgen Vogel, Max Reimelt, Jennifer Ulrich, Jocob Matschenz, Frederick Lau Yapım Yılı: 2008
Süre: 107 dk.
Ülke: Almanya

2008 Almanya yapımı Die Welle (Tehlikeli Oyun / The Wave) filminin yönetmeni 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali Juri özel ödülünü kazanan Dennis Gansel’dir. Üçüncü Hare (The Third Wave) isimli yaşanmış bir deneyi konu alan film Morton Rhue’nin ‘Die Welle’ isimli romanından uyarlanmıştır.

Die Welle Filminin Analizi

Otokrasi; sınıfının ilk dersinde öğretmen Rainer Wenger bu kavramı aşağıdaki gibi tanımlamıştır. “Otokrasi, Yunanca’dan gelir. Yani ‘oto’ kendi, kendiliğinden demek ve ‘krasi’ de hükmetmek, iktidar demek. Otokraside yönetimi elinde bulunduran kişi veya kişiler o kadar güçlüler ki, kanunları bile istedikleri gibi değiştirebilirler.” Film boyunca otokrasi ya da diktatörlük rejimlerinde gücü elinde bulunduran erkin toplumu nasıl şekillendirdiği, düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını nasıl kontrol altına alıp kalıba soktuğunu görmekteyiz. Öğrencilerin neredeyse tamamı iktidarın ideolojisine razı gelmiş ve uyum göstermiştir. İktidarın yol ve yöntemlerini sorgulamadan kolayca kabul ettiklerini görmekteyiz. Bu aşamada karşı gelenler ise önce iktidar tarafından uzaklaştırılmış sonra ise artık grup tarafından dışlanmıştır.

Filmin ilk on dakikasında lise öğrencilerinin oldukça bohem bir yaşantı içinde oldukları, partiler ve eğlenceyle vakit geçirdikleri ve madde kullandıkları görülmektedir. Her hangi bir ideolojileri yok gibi görünmektedir. Özgür ve rahat olmak en öncelikli konudur onlar için. Ancak film ilerledikçe ve grup aidiyeti kazandıkça özgürlüklerinden kolaylıkla taviz verebildiklerini, ki beyaz gömlek giymek bunun en çarpıcı ifadesidir, tek-tipleştiklerini, bireysel özelliklerinin silikleşip grup kimliklerinin öne çıkışını izlemekteyiz. Bir yandan birbirinden oldukça kopuk, ilgisiz ve birbirine karşı önyargılı öğrencilerin grup içinde birbiriyle bağ kurması, ortak ideolojilerinden beslenerek aradaki bireysel farklılıkların önemini yitirmesi ile sağlanmıştır. Öte yandan kendi grup üyelerini ki başta arkadaşlık yapmadıkları Tim’i koruyarak ve grup aktivitelerine davet ederek bir bütün olarak kabul eden öğrenciler kendi gruplarından olmayan yani grup-dışı öğrencilere karşı ise düşmanca ve dışlayıcı tavırlar sergilemeye başlamıştır. Bir sahnede Sinan isimli öğrenci elinde dondurmalar ile gelmekte ve Dalga üyelerine dondurma verirken Dalga üyesi olmayan arkadaşına vermemektedir.

Film Nazi rejimine çok belirgin göndermeler yapmakta, otokrasi dersinde tekrar faşist bir rejimin meydana çıkamayacağı fikrine karşılık faşist bir yönetime doğru nasıl gidildiği daha sonra görülmeye başlanmıştır. İlk derste kendisine ismiyle hitap edilen öğretmen Rainer, lider olduktan sonra kendisine Bay Wenger denmesini istemiştir. Nazi Almanyası’nda Hitler’e verilen isim Der Führer’i çağrıştırmaktadır. ‘Disiplin aracılığıyla güç’ filmdeki ilk başlıklardan biridir. Disiplini birey için faydalı bir yöntem olarak gösteren ideoloji, disiplin yöntemi ile bireyin bedenini ve davranışlarını kontrol altına alır.

Filmde çarpıcı olarak öğretmenin sınıfa beden egzersizleri uygulattığına şahit oluyoruz. Bu hareketlerden biri birlikte yerinde yürüme egzersizi ve bu egzersizle birlikte hareket edilince ortaya çıkan güç görünür oluyor. Bay Wegner ‘Birlik aracılığıyla güç’ tanımını ortaya koyuyor. Bu esnada olan önemli bir diğer şey ise birlik gücüne karşı bir düşman olması ‘anarşi dersi’. Bay Wenger şöyle diyor: “Şimdi tavandaki sıvanın düşmanlarımızın kafasına dökülmesini istiyorum.” Bu cümle karşısında öğrenciler çok daha tempoyla ve istekle ayaklarını yere vurmaya başlar. Ortak bir düşman algısı yaratmak yine iktidarın kullandığı sembolik şiddet vasıtalarından biridir ki böylece otorite ve gücünü meşrulaştırır. ‘Tek başına hayatla mücadele edemeyiz ama birlik olursak daha güçlü oluruz. Wieland tek başına savaşan öğrenciler yetiştiriyor, böyle yaparak daha iyi bir performans ortaya çıkacağını düşünüyor. Bana göre böyle rekabetçi bir toplum ortaya çıkıyor, eminim ki birbirimizi desteklersek çok daha güçlü oluruz’.

Rainer öğrencilere tek başına savaşmaktansa bir birlik gücü olmayı öneriyor, böylece davranışları da kontrol altına almaya başlıyor. Tek tip giyinme, Dalga grubu için bu beyaz gömlek ve kot pantolon, en belirgin sembolik şiddet göstergesi çünkü böylece grup-içi ve grup-dışı ayrımı çok kolaylıkla yapılabiliyor. Nazi Almanyası’nda Yahudilerin kimliklerinin dışardan görünür olmasını sağlayan kol bantları gibi. Filmde grup-dışına yönelik şiddetin de bu noktadan sonra ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz. Öte yandan yalnız grup-dışına değil grup içinde de uyum sağlamayan (beyaz gömlek giymeyen) üyelere karşı dışlama davranışı sergilendiğini görüyoruz. Tek tip giyinme grup aidiyetini oldukça güçlendiren bir araç olarak iktidar tarafından kullanılıyor. Bu giyim sembolünü taşımak bir noktadan sonra kişinin menfaatini ve kendini korumak için uygulaması gereken bir yol haline dönüyor.

Grup dış görünüş olarak şekillendikten sonra isim, logo ve özel selamlaşma gibi yeni özellikler ekleniyor. Grubun kendi internet sitesi kuruluyor. Tüm bunlar yine iktidarın ürettiği semboller ve söylemler aracılığıyla kitlenin kontrolünü el altında tutmasını işaret ediyor. Bay Wenger son olarak ‘Eylem aracılığıyla güç’ tanımını ortaya koyuyor. Eylem boyutunda öğrenciler gece şehir merkezinde inerek şehrin her yerine amblemlerini boyuyor ve yapıştırıyorlar. Kamu eşyalarına zarar vererek şiddet eylemi gerçekleştirmiş oluyorlar. Bu sınıf ortamında gerçekleşen deneyin aslında öğrencileri ne denli etkilediğini de izleyiciye göstermiş oluyor. Bir diğer şiddet olayı Dalga grubunun anarşistler dedikleri diğer bir grupla kavgaya girmesi oluyor. Bu kavga esnasında Tim’in diğer grubu silahla tehdit etmesi şiddetin boyutunun ne denli ileri gidebildiğini göstermektedir.

Deneyin farklı öğrenciler üzerinde farklı etkileri olduğunu görüyoruz. Bireysel kimliğini ifade etmekte ve sosyal ilişkilerde zorluk yaşayan Tim en büyük değişimi yaşayan öğrencilerden biri. Tim daha önce eksikliğini duyduğu sosyal aidiyeti Dalga ile birlikte ediniyor ve ilk dersten itibaren aşırı bir bağlılık geliştiriyor. Gittikçe marjinalleşen Tim, silah ediniyor ve Bay Wenger’in koruması olmayı talep ediyor. Filmin sonunda ise grubun dağılması ile büyük bir yıkım yaşayan Tim kimsenin beklemediği bir sona yol açıyor. Karo ise popüler ve sevilen bir öğrenci, başta deneyden hoşlansa da giderek olayların kontrolden çıktığını düşünmeye başlıyor ve bunun önüne geçmeye çalışıyor. Karo’nun bu karşı tutumunun sebebi Dalga’nın şiddete yol açması. Karo kardeşinin Dalga selamı vermeyen bir öğrenciyi okula sokmamasını gördükten sonra ciddi olarak endişeleniyor. Bu iki öğrenciye bakarak egemen ideolojinin bireyin özellikleri üzerinden de etkisinin değişebileceğini görmekteyiz.

Freud bir bireyin kendinden beklenenden son derece farklı şekilde düşünmesini, hissetmesini ve davranmasını açıklamak için kitle psikolojisini kullanmıştır. Le Bon kitleyi şöyle tanımlamaktadır: “Psikolojik bir kitlenin sunduğu tipik özelliklerden en çarpıcı olanı şudur: kitleyi oluşturan bireyler, kim olurlarsa olsunlar, yaşam biçimleri, meslekleri, karakterleri veya zekaları birbirine ne kadar benzerse benzesin ya da birbirinden ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın, bir kitle haline dönüşmüş olmak, onların her birinin tek başınayken hissedecek, düşünecek ve davranacaklarından çok farklı bir biçimde hissetmelerini, düşünmelerini ve davranmalarını sağlayan bir tür kolektif ruhun sahibi yapar. Tıpkı bir organizmadaki hücrelerin bir araya gelerek her birinin tek başınayken sahip olduklarından son derece farklı özellikler ortaya koyan yeni bir varlık, canlı, yaşayan bir beden oluşturmaları gibi psikolojik kitle de bir an için, geçici olarak bir araya gelmiş farklı türden ögelerin oluşturduğu bir varlıktır.”(Freud, 1921, s.9)

Freud, kitlenin etkisiyle kişinin zihinsel eylemlerinde derin bir başkalaşım geçirdiğini; duygulanmaya yatkınlığı olağanüstü güçlenirken zihinsel yeteneklerinin dikkat çekecek ölçüde azaldığını ve her iki sürecin de bireyi kitlenin orta seviyesine çekmek amacıyla olduğunu ve ancak bireyin kendine özgü eğilimleri dışavurmaktan vazgeçmesiyle mümkün olduğunu ifade etmiştir. Kitlelerde yoğun duygusal bağlanımlar gözlenir. Bu durum kitle üyelerinin bağımsızlık ve girişim gücünün (inisiyatifin) yoksunluğu, tepkilerinde gösterdikleri benzerlik ve neredeyse bir kitle insanı seviyesine inmelerine yol açmaktadır. Kitle üyelerinin özellikleri: “düşünsel yetilerinde görülen zayıflama, duygusal yönden kendini kontrol edebilmekten acizlik, bu duyguları yatıştırma ve ertelemede çekildiği görülen güçlük, duyguların dışavurumunda bütün sınırların ötesine geçme ve onları eyleme dönüştürmek suretiyle eksiksiz bir boşaltım sağlama.” (Freud, 1921, s.64)

Freud kitlenin ahlaki değerlerinden bahsederken bir telkin altındaki üyelerin feragat, özgecilik ve kendini bir ideale adama gibi daha yüce amaçlar edinebileceği gibi şu vurguda oldukça dikkat çekmiştir: “bireyler bir kitle oluşturmak üzere bir araya geldiği zaman bütün bireysel engellenmelerin ortadan kalktığı ve çok eski çağlardan kalan bir kalıntı olarak ruhlarında uyuklamakta olan zalim, vahşi ve yıkıcı nitelikteki bütün içgüdülerin kendilerine serbest doyum sağlamak üzere etkin duruma geçtikleri gerçeğini göz önüne almak gerekir” (Freud, 1921, s. 16).

Freud’un kitle psikolojisiyle ilgili söyledikleri tüm bu özellikleri Dalga’da da görüyoruz. Özellikle öğrencilerin pek çok şeyi sorgulamaması, daha dürtüsel ve daha ilkel- saldırgan davranışlar sergilemesi, olduğu kişilikten farklı özellikler sergilemesi, yoğun duygulanım yaşama ve eyleme dökme gibi davranışlar yukarıda bahsedilen film akışında oldukça açık bir biçimde karşımıza çıkıyor. Rainer, okulda yaptığı büyük toplantıda bu özelliklerin grubu nereye sürükleyebileceğini çarpıcı bir örnekle gözler önüne seriyor. Öğrencilerin neler olduğunu kavrayabilmesi için tam olarak böyle bir canlı örnek yaşamaları gerekiyor. Fakat Rainer’ın düşünemediği bireysel psikolojik sorunların da kitleyi etkileyebileceği ki Tim bu noktada sahneye çıkıyor. Kendi anlamlılığını Dalga aracılığıyla bulması bunun sona erdiği gerçeğini kabul edememesi, önce bir arkadaşını vurması sonra da intihar etmesi ile son buluyor.

Sosyal psikolojide grup; birbiriyle etkileşim içinde olan ve ihtiyaçları ve amaçları doğrultusunda birbirine bağlı olan iki ya da daha çok kişinin oluşturduğu sosyal yapıyı ifade eder. Çoğu grup iyi tanımlanmış belirli sosyal roller içerir. Bu roller kişilerin nasıl davranmalarının beklendiğini işaret eder. Bir süre sonra kişiler bu sosyal rolün çok fazla etkisi altına girebilir bu durumda kişinin kendi bireysel özellikleri ve karakteri yavaş yavaş silinebilir (Aronson, Wilson & Akert, 2007). Sosyal rollerin kişi üzerinde etkisini ele alan en meşhur deney Philiph Zimbardo’nun Standford Hapishane Deneyi’dir (Haney, Banks & Zimbardo, 1973). Zimbardo ve arkadaşları alışılagelmişin dışında bir deney ortamı tasarlamıştır. Standford Üniversitesi Psikoloji bölümünün bodrum katında sahte bir hapishane oluşturmuşlar ve öğrencilere ‘gardiyan’ ve ‘tutuklu’ rollerini oynamaları için ödeme yapmışlardır. Kimin hangi rolü oynayacağı ise yazı tura atılarak belirlenmiştir. Gardiyanlar haki bir pantolon ve gömlekten oluşan üniforma , düdük, polis jobu ve güneş gözlüğü kullanırken, tutuklular yakasında kimlik numaraları bulunan bir işçi tulumu, lastik sandaletler giymişlerdir. Araştırmacılar öğrencilerin gerçek gardiyan ve tutuklu gibi davranıp davranmayacaklarını iki hafta boyunca gözlemlemeyi hedeflemişlerdir. Fakat öğrenciler bu rollerde o kadar ileri gitmişlerdir ki deney altıncı günde sonlandırılmak zorunda kalmıştır. Deneyde gardiyan rolündeki öğrenciler kötü kelimeler kullanmaya, sözel olarak düşmanca ve aşağılayıcı konuşmaya başlamıştır. Tutuklu rolündeki öğrenciler ise pasif, çaresiz ve içedönük davranmaya başlamıştır. Hatta bazı tutuklular kaygı ve depresyon belirtileri gösterdiği için çalışmadan diğer öğrencilerden daha önce çıkarılmıştır (Haney, Banks & Zimbardo, 1973). Tüm bu deney sosyal role fazla bürünmenin kişisel özellikleri nasıl baskıladığına önemli bir gösterge oluşturmaktadır.

Zimbardo’nun hapishane deneyinde olduğu gibi Dalga grubunda da öğrencilerin yeni rollerini çok çabuk bir şekilde benimsediklerini ve bu rollere uyumlu davranmaya başladıklarını görüyoruz. Zimbardo’nun deneyinde işlerin tahmin edildiğinden çok ileri gittiği ve şiddete yol açtığı görüldüğü gibi Dalga hareketi de hem sözel hem de fiziksel şiddetin açığa çıkmasına yol açıyor. Rainer gazetede Dalga’nın sembolünü yüksek bir binaya boyadıklarını görünce öğrencileri sert bir şekilde uyarmıştır, buna rağmen açığa çıkan agresyon desteklemeye gittikleri maçta da kendini göstermiştir. Son olarak bir öğrencisinin kız arkadaşıyla Dalga yüzünden kavga edip tokat attığını öğrenince Rainer ne kadar ileri gittiğini anlamıştır. Tıpkı Zimbardo’nun deneyi iptal ettiği gibi Rainer de Dalga hareketini bitirmeye karar vermiştir.

Kimlik belirsizliği (deindividuation) sosyal psikolojinin bir başka konusudur. Belirli bir grup içinde kişinin kimliği daha anonim hale gelmektedir. Kişilik belirsiz hale geldiğinde kişi davranışlarını kontrol etmek konusunda daha az baskı hisseder, daha impulsive ve olağandışı davranışları sergileyebilir. Diğer bir deyişle, bir kalabalığa karışmak kişinin yapmayı hayal dahi edemediği davranışları salıverebilir (Aronson, Wilson & Akert, 2007). Robert Watson (1973) 24 kültürdeki savaşçıları incelediği çalışmasında muharebeye girmeden önce yüzlerini veya bedenlerini boyayarak kimliğini gizleyen savaşçıların çok daha fazla kişi öldürdükleri, işkence yaptıkları ve esir aldıklarını ifade etmiştir. Kimlik belirsizliği sürecinde kişi kendini davranışlarından daha az sorumlu hisseder. Dalga grubu amblemlerini yaymak için şehir merkezine indiğinde yüzlerini kapatarak kimliklerini saklıyorlar. Böylece hem yasadışı eylemi daha rahat işleyebiliyorlar hem de daha az sorumlu hissediyorlar.

Sonuç olarak, Die Welle filmi bir yandan fiziksel şiddet, sözel şiddet, dolaylı şiddet gibi şiddet türlerini gözler önüne sererken bir yandan da örtük kalan sembolik şiddeti oldukça etkili bir şekilde aktarmayı başarmıştır.

ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.