Öncelikle belirtmek isterim ki, başlıkta kullanılan ve metinde kullanılacak olan “terapist” ifadesi, teorik olarak yanlışlıklar içerse de …

Öncelikle belirtmek isterim ki, başlıkta kullanılan ve metinde kullanılacak olan “terapist”
ifadesi, teorik olarak yanlışlıklar içerse de, Türkçe içindeki gündelik kullanımları ve bu
kullanımlarda çoğunlukla kastedilenler dikkate alınarak; “Psikolog” “Psikolojik Danışman”
ve “Psikoterapist” unvanlarının hepsinin birden yerine, yani “Ruh Sağlığı Uzmanı” anlamında
kullanılmıştır; tek bir ismin seçilmiş olması hem anlatım kolaylığı olması açısından hem de
bir ruh sağlığı uzmanı hangi yaklaşımla çalışıyor olursa olsun, çalışması ve yaklaşımının
terapötik teorilere dayanmasından kaynaklanmaktadır. Esasen kastedilen konsept, danışan-
danışman ilişkisini içeren psikolojik yardım hizmetlerinin bütünüdür.
Tavsiye ucuzdur, hatta bir şair: “Tavsiye edenler, bedelini ödemeyenlerdir.” der tavsiye
verenlere dair.
Tavsiyeyi herhangi biri herhangi bir şey hakkında verebilir, çünkü bir sorumluluk almamakta,
kolayca kenara çekilebileceği bir pozisyondan konuşmaktadır.
Tavsiye bütün yükü tavsiye edilen kişiye yükler, tavsiyeyi veren böylece mesuliyetten kendini
beri kılmıştır.
Tavsiye bir ağrı kesicidir, sadece bir süreliğine ağrının hissedilmesini engeller ama ağrının
kaynağı ile ilgisizdir.
Tavsiye çoğunlukla ciddi bir yaraya yapılan yara bandı tipi hızlı bir müdahale çabasıdır,
yarayı iyileştirmez, sadece geçiştirir.
Terapistlerin ilk öğrendikleri becerilerinden biri, sonrasında hem kendileri hem de danışanları
için belki de en zoru olacaktır. “Sessizce oturmak”. Nihayetinde, terapistiniz bir anlamda
uzmanlaşmış, eğitimli bir dinleyicidir; bir tavsiye verme makinesi değil.
Tabii bunların hiçbiri terapistinizin size görüşmeleriniz boyunca sadece bakıp durduğu ve
öylesine dinlediği anlamına gelmez. Herhangi bir terapist aktif olarak sizdeki tekrar eden,
spesifik sinyalleri takip eder; ki sonrasında bunları zaman içinde diyaloglarınızı
yapılandırmak ve size faydalı olacağı biçimiyle gidişatına rehberlik etmek için kullanacaktır
da.
Şimdi, bir terapistin sizde, sizin anlattıklarınızda ve de suskunluklarınızda takip ettiği şeyleri,
ana hatlarıyla üç bölümde ele almaya çalışacağım.
İlki, terapist sizin esasen ne istediğinizi duymak için dinler. İşte bilhassa da bu yüzden tavsiye
danışmanlık sürecinde etkisiz kalır/kalacaktır; çünkü sizi esasen istediğiniz şey, varmak
istediğiniz yere dair bir şey söyleyemez terapist, bunu sadece siz bilebilirsiniz. Nihayetinde,
sorularınızın cevapları yine sizdedir; o cevaplar, belki beklentilerinizin, belki hayallerinizin,
belki ümitlerinizin altında saklanmakta ve sizin onları orada bulmanızı beklemektedir.
Terapistin sizin için işlevi bir anlamda Winnicott’un “Saklanmak bir eğlencedir, ancak hiç
bulunamamak bir felakettir” derken belirttiği gibi, bu saklanbaç oyununuzun sizin için bir
felakete dönüşmemesi için, sizinle, sizin oyununuzu sizin dilinizle oynaması ve size eşlik
etmesi olacaktır.
İkincisi, terapist sizin üslubunuzu dinler. Çünkü söyledikleriniz değil, onları nasıl
söylediğiniz, nasıl bir söyleyiş biçimini tercih ettiğiniz, sizi bulunduğunuz yere/hale vardırır.
Bu yüzden terapist için sizin konuştuklarınız kadar konuşmanızın kendisi de önemlidir, hatta
ifadeleriniz kadar seçtiğiniz kelimeler ve onları kullanırkenki beden diliniz. Basitçe anlatmak
gerekirse, “keşke” ifadesini çok kullanmanız geçmişe ve geçmişteki olanlara odaklı
olduğunuza, “belki” kelimesini sık tekrarlamanız kararsızlıklarınıza, “ya… yapsaydım” “ya…
deseydim” ifadeleri belli durumlarda yaşadığınız stresin düzeyi hakkında terapistinize fikir
verecektir, ki sizin söylediklerinizin bu açılardan da “işitildiğini” farketmeye başlamanız, aynı
zamanda kendinize kulaklarınızı tıkadığınız şeyleri, kendinizde de duymaya başlamanız
demek olacaktır. Çünkü artık “işitildiğinizi” ve hatta şu ana kadar sizde nelerin
“işitilmediğini” ayırt etmeye başlayabilmişsinizdir, bunun yarattığı duygusal değişimler de
elbette sürecinizin bir parçası olacak, hem de sizin için iyileştirici olacaktır. Ve tabii ki
konuşmanızın/üslubunuzun bir açıdan en önemli kısmı: boşluklar ve sessizlikler. Karşınızda
sizi yadırgamadan dinleyeceğine artık emin olduğunuz biri var, ve siz susuyorsunuz,
zihninizde imgeler, düşünceler dolanıp duruyor, işitileceğinizi bildiğiniz için belki mükemmel
hale getirmeden söylemek istemiyorsunuz onları, ya da belki içiniz o kadar ferah ki orada
bulunuşunuza dair terapistinizle zaman zaman içinizden konuşmanın bile size getirisi olan
kazanımlar elde ediyorsunuz. Terapist, bu boşlukları da aynı konuşmalarınız gibi dinler, ve
sizin sessizliğinizle hemhal olur.
Üçüncüsü, terapist sizin gözlerinizi ve kulaklarınızı kapattığınız, görmek ya da duymak
istemediğiniz, unuttuğunuz ya da belki arkasına saklandığınız duygularınızı dinler. Çünkü siz
onların içinde, onlarlasınızdır, ancak duygularınız ile birarada göremezsiniz kendinizi, bir
aynaya ihtiyacınız olacaktır, bir süreliğine.
Sözün özü, terapist bunları yapabilmek için tavsiye vermez. Sembolik olarak, bir terapist
danışanının ellerinden tutar ve onun dünyasına onunla birlikte bir yürüyüşe çıkar. Yolu çizen
danışanın kendisidir, terapist ise sadece refakat eder ona. Terapist ve danışan, ikisi birlikte,
danışanın geçmişte takıldığı yerlere, eksiklik gördüğü yerlere, belki önemsemeyip
hatırlamadıklarına, ayrılıklarına, travmalarına doğru bir yürüyüşe çıkarlar. Bu keşif, danışan
tam anlamıyla kaybolana, kendi başına dönüş yolunu bulamayana kadar devam eder; çünkü
bulmak ve bulunmak için önce kaybolmalıdır. O aşamada kafa karışıklıkları yaşayacaktır,
yorgun hissedecek ve pes etmek isteyecektir; o ana kadar onun için işlevsel olmadığını
bilmesine rağmen benzer şeyleri yinelemeye dair zorlantılar göstrecektir. Bu aşamada terapist,
danışanına yolu bulmasını sağlayacak ekmek kırıntılarını gösterir; yani danışanın
konuşmalarından işittiklerini ona geri verir ve sabırla danışanın çıkış ya da geri dönüş yolunu
bulmasını bekler. Bazı sorular sorarak, ipuçlarına işaret ederek ona refakat eder; böylece
danışan karmaşasının içinden çıkmasına yarayan aletleri kendisi yapabilecek, ya da elinde
olanları tamir etme kabiliyetinin de kendinde olduğunu görmeye başlayabilecektir.
Bir sonraki seans bir öncekine, ilk seans üçüncüsüne ve ikincisine tıpatıp benzeyecektir, ta ki
danışan kendi karmaşalarından çıkış yolunu kendi başına bulmayı öğrenecek kadar yol
katedene kadar. Ve bulduğunda, bulduğu şeyin aradığı şey olduğundan emin olduğunda; işte
orada terapi tamamlanmış demektir.