Cult Form, kendine has formları, çarpıcı renkleri ve marka kimliği kazandırdığı kumaşlarıyla moda dünyasında öne çıkıyor. Çağdaş giysiler …

Cult Form, kendine has formları, çarpıcı renkleri ve marka kimliği kazandırdığı kumaşlarıyla moda dünyasında öne çıkıyor. Çağdaş giysiler üretmek için klâsik teknikleri kullanan Cult Form’u, kurucusu Merve Abedan ile konuştuk.
Cult Form’un kurucusu Merve Abedan kimdir? Markanın ardındaki varoluştan bizlere bahsedebilir misiniz?
Merve Abedan, 1998’de İstanbul’da doğdu. Bilgi Üniversitesi’nden mezun olan Abedan, stajını mezun olmadan önce Voo Store Berlin’de yaptı. Aynı vakitte Nike Türkiye için bir çok defa styling projeleri üzerinde çalıştı. 2017’de beri Bilgi Üniversitesi moda kısmında eğitimine başlamasıyla bir arada kendi markası Cult Form’u kuran Abedan, markayı iki ilham aldığı il Berlin-İstanbul arasında yürütmeye devam ediyor.
Merve Abedan
“En büyük ilhamlarımdan olan dedem, özel çanta tasarım ve imalatı yapardı; annemin ise haute couture dizaynlar yaptığı bir modaevi vardı. Çocukluğumdan beri estetik ve tasarım ile çoğu zaman yakından ilgilendim. El personelliği ve antika, çoğu zaman dikkatimi çeken hususlar olmuştur. Zira el işçiliğindeki kalite ve kendine has kimlik hiç bir üretim şeklinde yoktur. El işçiliğinin üst düzey bir lüks olduğunu hep düşünürüm.” diyor Abedan.
Cult Form ismi nereden geliyor?
Cult Form’da gayem, kalıplaşmış çağdaş formları klâsik el sanatlarıyla bir araya getirmek. Markamın ismi, bu ideolojiye dayalı bir fikir tarzı ile ortaya çıkmıştır.
Cult Form markasının özgün dizaynlar ortaya koyma sürecinde ilham kaynaklarınız neler?
Gezdiğim yerler, gördüğüm farklı kültürler, okuduğum kitaplar, şiirler, sinemalar ve sanatın her farklı kısmında karşılaştığım yeni tecrübeler, Cult Form için çoğu zaman yeni ilhamlar taşıyor. Karşıma çıkan nesneler, kumaşlar, insanlar, tarihi dokular aslında hep Cult Form’un bir ilham kaynağı olarak devam ediyor.

Markanın beslendiği iki kenti nasıl tanımlıyorsunuz? Cult Form markasının DNA’sını bu iki kentin oluşturduğunu düşünüyor musunuz?
Cult Form köklerini İstanbul’da tutmaya çalıştığım kadar, Berlin’de de kendi seyahatini devam etmesini sağlıyorum. Berlin’de bir çok farklı kültürün spesifik bir ahenk içinde birbiriyle yaşaması, bana hem İstanbul’da hem de Türkiye’de bir çok farklı kültürün nasıl var olduğunu hatırlatıyor. Bir nevi konuttan uzakta bir ev gibi… Cult Form’un Berlin gibi, güçlü kültürlere ve tarihe sahip kentlerde ve ülkelerde olması benim için büyük bir ilham kaynağı.
Markanızı beş sözle tanımlamanız gerekse, bunlar hangileri olurdu?
Seksi, eğlenceli, beklenmedik, kapsayıcı, disiplinler arası…
Marka, yorgan esintili dizaynlarıyla herkesin ilgisini çekti. Bu ilhamın çıkış noktası ve ilerlemesi nasıl gerçekleşti?
Pandemi sürecinde yapmış olduğum arşivleri inceleme talihim oldu ve beni çok etkileyen bir yorgancıda çekmiş olduğum fotoğraflara denk geldim. Bu fotoğraflar yorgan koleksiyonum için ilham oldu.

Her koleksiyonunuzda farklı bir konseptten söz edebilmek ne kadar mümkün yoksa markanın DNA’sını yansıtan ayrıntılarla mı hayat buluyor?
Tabi ki her koleksiyonumuzda öbür bir konsept ile yola çıkmaktayız fakat Cult Form’un DNA’sını oluşturan unique formlar ve dokuları her koleksiyonumuza dahil ediyoruz. Bu yüzden koleksiyonlarımızın isimleri Cult ile başlamaktadır.
Var oluşumuzda bize atanan cinsiyetleri markanın kimliğinde görmezden geliyorsunuz. Kimi hudutları aşabildiğimizi görmek heyecan verici. O halde, cinsiyet ayırt etmeksizin Cult Form dizaynları içerisinde kimi görmek isterdiniz?
Spesifik atanmış cinsiyet rolleri yerine, kendini tasarımlarımızın içinde görebilen herkes için var Cult Form. Belli atamalar yerine sanatla, modayla, edebiyat ya da sinemayla kültürün her alanında var olmak için gayret sarf eden her birey için tasarlıyoruz. Cult Form dizaynlarımı benim için en büyük ilhamlardan olan Jean Paul Gaulter’in üzerinde görmek çok isterdim.
Esra Gülmen x Cult Form koleksiyonundan bahseder misiniz? Esra Gülmen ile bir araya gelme noktasında sizi en çok ne heyecanlandırdı?
Esra Gülmen ile birlikte iş birliği yapmamız çok yakın bir dostluk ile başladı. Onun benim işlerime hayranlığı ve aynı şekilde benim onun işlerine olan hayranlığım sayesinde ortaya güçlü bir koleksiyon çıkardık. Cult Form’un klâsik tasarım anlayışı ve renkleri kullanışı, Esra’nın ikonik telaffuzları ile birleşti. Bu koleksiyonda beni en çok heyecanlandıran, koleksiyonumuzun oluşum aşamasında hem İstanbul’da hem de Berlin’de üretim süreçlerimizi birlikte sürdürmek oldu.

Cult Form dendiğinde insanların aklında nasıl bir imaj canlanması size heyecanlandırıyor?
Spesifik kuralların ve hudutların içinde olmayan, eklektik ve kültürel çeşitlilik sağlayan bir imaj canlanması beni hayli heyecanlandırıyor.
Cult Form el işçiliğinin sürdürülebilirliği konusunda nasıl bir anlayışı bulunuyor, bu bahiste ne gibi adımlar atıldı? Bu bahiste sizi zorlayan adımlar oldu mu?
Cult Form’u unique dizaynlarında kullandığımız alternatif bir saten olan peace-silk satin yani ipek böceğinin kozasını terk ettikten sonra bıraktığı kozalak kalıntılarıyla oluşturulan alternatif vegan saten, tasarımlarımızın oluşumunda sürdürebilir sürecimizin en çok önemli adımı olmuştur. Ayrıyeten unutulmuş zanaatları ve teknikleri tekrar su üstüne çıkarıp, insanlara bu teknikleri hatırlatarak, belli bir gruba istihdam sağlamak sürdürebilir sürecimizin bir modülüdür. Benim için bu sürecin en zorlayıcı adımı, doğru üreticileri bulmak ve üretim işleyişini sisteme oturtmak oldu.
Moda seyahatine yeni başlayacak girişimcilere teklifleriniz neler olabilir?
Yeni başlayan genç tasarımcılara teklifim, yaratım süreçlerine başlamadan önce nereden ilham aldıklarını ve nelerden beslendiklerini bulmaları… Bu, onlara büyük bir yol gösterici olacaktır. Ve en çok önemli şeylerden biri de yaratım süreçlerinde kendi özgürlük alanlarını oluşturup, o alan içerisinde yaratıcı süreçlerini sürdürmeleri. Aslında bu iki şeyi sağladıktan sonra ilham bizatihi gelecektir.