Sezon koleksiyonlarını birleştiren nokta özgürleştiren dans hareketlerinden, gece kulüplerindeki yükselen seslerden ve 60’ların asi …

Sezon koleksiyonlarını birleştiren nokta özgürleştiren dans hareketlerinden, gece kulüplerindeki yükselen seslerden ve 60’ların asi şenliklerinden geliyor. Aralarında performans sanatlarının geçtiğimiz iki yıl içerisinde karşılaştığı zorluklara dikkat çekmek isteyen de vardı, ilk gençlik yıllarında izledikleri bale şovlarını, şenlik alanlarındaki o kaçamak flörtleri yad etmek isteyende. Tasarımcıların sırları bu kere dans ve müzik yoluyla su yüzüne çıkıyor!
Dans ve müzik sanırım içgüdülerimizi, yaratıcı yanımızı en kolay dışa vurduğumuz iki araç. Dans etmekten kimi zaman utandığımız yahut kaçındığımız doğrudur, pekala ya müzik? Hayatımızın her anını domine eden, ruh halimize göre şekillenen bir güce sahip. Mırıldandığımız sözler kişiliğimizin daha doğrusu hislerimizin tam bir turnusolu. Kıyafetler ve modanın da müzik gibi bir dokunuşu var hayatımıza. Hislerimiz ve kimliğimiz konusunda büyük ipuçları veriyor.
VERSACE
Diğer bir taraftan müzikler kendi alt kültürünü oluşturdukça büyük resmi tamamlamak için oyuna kıyafetler de giriyor. Hip-hop, rap, rock, reggae, pop… Türler uzayıp gidiyor, tarzlar ve bundan ötürü tasarımcıların ilham kaynakları da. Birkaç sene önce çabucak her tarafta okuduğumuz bir başlık vardı. Yıllar boyunca sinema yıldızlarının görkemi altında moda dünyasında pek de rüzgarlarını estiremeyen şarkıcılar artık tarz konusunda gerçek influencer’dı. K-Pop grubu BlackPink’in dört yıldızının, dört farklı marka elçiliği ve bu uğurda geliştirdikleri tarzları, Lil Nas X’in pembe Versace’leri, Megan Thee Stallion’ın dikkat çeken vamp tarzı ve Cavalli görünümleri, Cardi B’nin Mugler ve Richard Quinn aşkı iki disiplinin arasındaki bağları da kuvvetlendiriyor.
Ancak bu sezon modanın, bundan ötürü tasarımcıların, müzisyenlerle tek bağı onları giydirmek, birlikte tasarlamak yahut onları marka yüzü yapmaktan çok öteydi. Sezon koleksiyonlarının tam ortasında eğlence kültürü vardı. Tahmin edersiniz ki bu koleksiyonların fikir aşaması ve somutlaşma süreci geçtiğimiz yıl tam da aşıların bulunmasıyla birlikte yeniden hep birlikte dans etmenin, konserlere katılmanın hayalinin kurulduğu vakte denk geliyor.
“1960’larda hava kararınca olmak isteyeceğiniz tek yer Roma’daki Piper Club’dı” demişti MGC. Dior bizi diskoteke, Tiger of Sweden ise zen bahçelerine götürdü.
POP & DISCO
Donatella Versace’nin müzikle en çok da pop ve hip-hop yıldızlarıyla olan bağını bilmeyen yoktur. Onun için ödül törenlerinde giydirdiği ünlüler, sıradan birer marka-ünlü anlaşması üzerine kurulu değil. Ayrıyeten Versace’nin göz alıcı renklerini, devasa çengelli iğnelerini genelde sinema şenlikleri ve galalarında değil, MTV yahut Grammy gibi müzik odaklı törenlerde görüyoruz. Jennifer Lopez’le olan arkadaşlığı bir yana, Donatella’nın geçtiğimiz ay Los Angeles’tayken yaptığı ilk şeylerden biri de Britney Spears’i ziyaret etmek olmuştu. (Sonbahar/Kış 22 kampanyalarında umarım yeniden bir araya gelirler, diyerek bir de dilek çemberi oluşturuyorum.) Madonna’yla, Lady GaGa’yla olan ilişkisi de malum! Donatella’nın bir diğer özelliği de bu isimleri ne yapıp edip fiziken de kendine benzetmesi. Bu ekolün son üyesi de günümüzün disko kraliçesi Dua Lipa! Lipa önce Versace’nin İlkbahar/Yaz 2022 defilesinde yürüdü. Şovu yalnızca açmak- la kalmadı, aynı vakitte kapadı da. Geçtiğimiz ay düzenle- nen Grammy’de de 90’lara ait arşiv bir Versace giyindi.
60’lar… Earlswood Wood Jazz Şenliği. Dönem ve bu şenlikler Courrèges ruhunu özetliyor.
Dior’da Maria Grazia Chiuri vakti biraz daha geriye aldı. Bugüne kadar tasarladığı en iyi hazır giysi koleksiyonu için Chiuri dönemler arasında bir yolculuğa çıkararak 60’lara götürdü bizi. Françoise Hardy’nin Fransız pop ezgileri, dönemin en büyük modellerinden Twiggy, 1961’in “Slim Look” koleksiyonuyla vaktiyle modanın geleceğini şekillendiren o yılları özetledi. Ama hepsinin de ötesinde defilenin en can alıcı noktası o 10 yıl boyunca insanları özgürleştiren, eğlenmek için buluştukları Roma’daki Piper Club’ı yeniden yorumlamasıydı. Sanat, moda ve diğer tüm yaratıcı alanlarda üreten insanların burada buluşması, Chiuri’nin gençlik yıllarını da burada geçirmesi, 60’ların hedonist ve özgürlükçü yanıyla buluşunca ortaya enfes bir öykü ve atmosfer çıkıyor. Esasen defilenin düzeni ve kreatif yönetimi de bu kulüpte yer alan dans pisti ve genel olarak iç mimarisi düşünülerek hazırlanmış. Muazzam referanslar! Koleksiyondaki püsküller, saçaklar da dans ederken olağanüstü fotoğrafı vermenizi sağlayacak cinstendi.
60’lardan ilham alan bir diğer marka da Vivetta oldu. Hatta geçtiğimiz sezon Milano Moda Haftası’ndaki en ilginç sunumlardan birine imza attı. Modeller Palazzo del Ghiaccio’da yer alan buz pistinde hünerlerini sergiledi. Vivetta Ponti aslında hayallerini büyük kurarak sunumu Ay’ın yüzeyinde yapmak istemiş; gelin görün ki dünya şartları buna el vermiyor! “Tüyler ve cut out’larla bayanın vücudunu, hareketlerle özgürlüğü kutlamak istedim” diyordu şov sonrasında. Bu yüzden modeller de Tonya Harding yahut Nancy Kerrigan gibi artistik patinaj şampiyonalarındaki gibi buz üstünde süzüldüler. Aykırı atlamalar, uçan dönüşler yaptılar.
Dansın ilham kaynağı olmaktan çıkıp kıyafetler ve modayla birleştiği o iki koleksiyon. Issey Miyake ve Roksanda. Modeller dans ederek tanıttılar kıyafetleri.
Bizi popüler müziğin ritmine emanet eden yalnızca Versace ve Dior değildi. Olivier Rousteing ve Anthony Vaccarello da Balmain ve Saint Laurent için karanlık gecelerin, spot ışıklarının çekiciliğine davet ettiler bizi. Saint Laurent çoğu zaman için vamp ve seksi gecelerle özdeşleşen bir çizgide ilerliyor benim için. Koleksiyondaki çabucak her kıyafetle Berlin’e, Berghain’e gitmek isteyebilirsiniz. Balmain ise Rihanna’nın şarkısında haykırdığı gibi “Please Don’t Stop The Music” diyordu. Rousteing Fransız modaevindeki 10. yılını kutluyor bu koleksiyonla. Haliyle müziğin sesini hiç kısma- dan Naomi ve Beyoncé’nin de katıldığı bir partiye dönüştürdü kutlamaları. Kim bu partinin dışında kalmak ister ki?
Parti demişken! Louis Vuitton’da Nicolas Ghesquière bizi zaman ve bağlamdan kopararak büyük bir baloya ışınladı. Baloda ne olur? Dans, maskelerin gerisine saklanan çekici yüzlerin birbirleriyle flörtleri ve ihtişamlı kıyafetler. Couture ve hazır giysi arasındaki çizgiyi muğlaklaştıran koleksiyonda gözler danteller, pelerinler, lakin en çok da bellerdeydi. Koleksiyondaki parçalarla bir gece kulübüne de gidebilirsiniz, ama maskeler bir baloyu yahut koleksiyonun odağındaki o çağdaş gotik parçalar sizi 19. yüzyıldaki balolara da ışınlayabilir. Hedonizm iliklerine işlemiş bir vampir jenerasyonlar uzunluğu yalnızca partiliyor gibi.
The Royal Ballet; aynı vakitte Halpern koleksiyonunun ardındaki ilham kaynağı.
MEDİATİF DANS GÖSTERİLERİ
Netflix’in iki sezon sonrasında iptal edilen imali The OA’yi ve ana karakterlerin dansını hatırlarsınız. Özellikle Tiger of Sweden’ın İlkbahar/Yaz 2022 sunumunu gördüğümde zihnimde canlanan tek şey direkt buydu. Koleksiyon çıkış noktasını W.B. Yeats’in bir şiirinden alıyordu. “The White Swans at Coole.” Sunum bu yüzden doğanın içinde, yemyeşil bir alanda gerçekleşti. Modeller gökyüzünde süzüldü. Defilenin notlarında şöyle yazıyordu. “Doğayı optimistik bir bakış açısıyla kutluyoruz.” Şovun koreografisi Berlin’de yaşayıp, üreten çok yönlü sanatçı Franka Marlene Foth’a ait. Foth, küratör, yönetmen ve dans direktörü. Zati yaptığı her iş de dans temelli. Üretimleri biraz slow motion, biraz mediatif. Başka bir gerçekliğe, dünyaya aitmiş gibi. Vakti durduruyor, izleyeni sakinleştiriyor. Benzer bir gösteri Issey Miyake’de de vardı. Modeller bir zen seremonisindeymişçesine süzülüyorlardı.
Koleksiyonlar ve tasarımcılardan rol çalan bir baş- ka dans ustası da Holly Blakey idi. Daha önce Vivienne Westwood için defile yapan, Florence and The Machine’in görüntülerine danslar hazırlayan ve de “The Phantom of the Opera”yı sahneye koyan Blakey bu sefer gücünü Roksanda’yla birleştirdi. Canlı ve blok renkler dizaynları özetliyor. Blakey ve dizayncı Roksanda Ilincic’in yapmak istediği şey de kıyafetleri fırçaya, dans hareketlerini de kanvas üzerine vurulan darbelere benzetmek olmuş. Böylece her bir hareketle gökyüzüne kaotik ama güzel darbeler bırakmak amaçlanmış. Pekala, neden dans? Ilincic’in karşılığı kolay. 18 ay boyunca pandeminin gölgesinde geçen gerçeklikten kaçışı vurgulamak. Hareketler yoluyla iletişim kurabilmek.
Louis Vuitton defilesi ‘Le Grand Bal’ yani büyük baloya bir davetiyeydi.Görkemli avizelerin gölgesinde, maskelerin arkasında 18. yüzyıldaki bir partideydik güya.
Özellikle Halpern ve Ilincic’in tanıtımlarına lookbook yoluyla bakınca ortak noktalar yakalıyorsunuz. Modeller havadan asılmışçasına poz veriyorlar. Kıyafetler başka tarzlarda olsalar da renk cümbüşü her iki tasarımcıya aynı lisanı konuşturtuyor gibi. Halpern’de seksi cut out’lar, satenler ve parıltılı kumaşlar ön planda. Dans konusunda her iki tasarımcıyı birbirinden ayıran şeyse Halpern’in balerinlere ve bale geleneğine atıfta bulunması. Michael Halpern çocukluğu ve ilk gençliği boyunca resitallere katılıp, New York City Ballet’nin provalarını izlermiş. Bu anıları canlandırmak için koleksiyonu Royal Opera House’da çektiği bir sinemayla tanıttı. Fumi Kaneko, Sumina Sasaki ve Leticia Dias gibi popüler balerinler taşıyor kıyafetleri. Pek tabii asıl çıkış noktası tekrar pandemi. “Özellikle performans sanatlarının geçtiğimiz bir yıl içerisinde karşılaştıkları zorluklara dikkat çekmek istedim” diyor Halpern.
ALTERNATİF SESLER
60’lar, 70’ler, rock şenlikleri ve çiçek çocuklar Nicolas Di Felice’nin Courrèges için oluşturduğu moodboard’da başrolde. “Fanlık” müessesesinin olmazsa olmazı, logolu rengi atmış siyah tişörtler, deri etek ve şortlar gördük. (Kate Moss’un klasikleşen Glastonbury tarzını anımsayın). Defile bir bahar şenliğinin olmazsa olmazı gibi şehrin çabucak dışındaki bir parkta (bu durumda Paris’in biraz uzağındaki) Bois de Vincennes’de düzenlendi. Di Felice şov notlarında mekanın önemini vurgularken ilk gençlik anılarından, erkek arkadaşıyla ilk defa burada öpüştüğünden bahsediyordu. Müzik, dans, romantizm. Hepsi de mevsimin büyüsünün bir parçası değil mi?
Swarovski taşları, kuş tüyleri ve salkım saçak özgürce hareket eden elbiseler Halpern kıyafetlerini anlatıyor. The Royal Ballet sahnesindeki balerinler gibi.
Yazı: Aykun Taşdöner Fotoğraflar: Getty Images Türkıye, Imaxtree.com ELLE Türkiye Mayıs 2022 sayısından alınmıştır.