Bruksizm; uyanıklık veya uyku sırasında mandibulanın istemsiz olarak sıkılması, dişlerin gıcırdatılması ya da mandibulanın ileri-geri hareket ettirilmesiyle karakterize, toplumda yaygın olarak görülen parafonksiyonel bir davranıştır. Tekrarlayan …

Bruksizm; uyanıklık veya uyku sırasında mandibulanın istemsiz olarak sıkılması, dişlerin gıcırdatılması ya da mandibulanın ileri-geri hareket ettirilmesiyle karakterize, toplumda yaygın olarak görülen parafonksiyonel bir davranıştır. Tekrarlayan bruksizm aktivitesinin oluşturduğu kümülatif mekanik yük, dental ve kas-iskelet sisteminin adaptasyon kapasitesini aşarak diş aşınması, restorasyonlarda hasar, orofasiyal ağrı, kas hassasiyeti ve temporomandibular bozukluklar gibi çeşitli klinik sorunlara neden olabilir. Literatürde bildirilen bruksizm prevalansı %3,5 ile %96 arasında geniş bir aralık göstermektedir. Bu farklılığın başlıca nedenleri tanı kriterleri, değerlendirme yöntemleri ve incelenen popülasyonların heterojenliğidir. Yetişkinlerde ortalama prevalans yaklaşık %7 olarak bildirilirken, pediatrik popülasyonda oranlar %3,5–40,6 arasında değişmektedir.
Bruksizmin etiyolojisi multifaktöriyeldir. Yüz morfolojisi ve oklüzal uyumsuzluklar gibi periferik faktörlerin yanı sıra santral nöromüsküler düzensizlikler, psikososyal stres faktörleri, farmakolojik etkiler ve genetik yatkınlık da bruksizmin ortaya çıkmasında ve devam etmesinde rol oynayabilir. Tanıda öz bildirim, klinik muayene, elektromiyografi ve polisomnografi gibi farklı yöntemlerden yararlanılmaktadır. Bu yöntemlerin birlikte değerlendirildiği bütüncül tanısal yaklaşım sayesinde olgular olası, muhtemel veya kesin bruksizm olarak sınıflandırılabilir ve farklı klinik ortamlarda tanısal tutarlılık artırılabilir.
Bruksizmin yönetiminde öncelikle geri dönüşümlü ve konservatif yaklaşımlar tercih edilmektedir. Hasta eğitimi, davranışsal düzenlemeler, fizik tedavi, farmakoterapi ve oklüzal splint uygulamaları parafonksiyonel yükün azaltılması ve ilişkili semptomların kontrol altına alınmasında kullanılan temel yöntemlerdir. Oklüzal düzenlemeler, botulinum toksin enjeksiyonları ve cerrahi girişimler ise daha çok konservatif tedavilere yanıt vermeyen, dirençli olgularda değerlendirilmektedir.
(Bu içerik Değişik Platformlar taranarak alıntılanmıştır)