“Miximalism” ile modada kendi kurallarınızı yaratmanın, alternatif yollar aramanın ve bireyselliğinize yatırım yapmanın vakti geldi.

Moda dünyası her yeni sezon öncesi kucağımıza fırlattığı mikro trendler doğrultusunda bizleri giydiriyor ve tüketime davet ediyor. Son periyotta ışık süratiyle hayatımıza girip aynı süratle yok olan mikro trendleri hatırlarsak “Barbie” sinemasıyla popülerleşen pembeden “mob wife”a, “cowboycore”dan “office siren”e birçok akım gözümüzün önünden sinema şeridi gibi geçebilir. Mikro trendler dışında daha kalıcı olabilen ama tekrar de her sezon yeniymişçesine sunulan trendler arasında öne çıkan leopar, balon etek, transparan, heykelsi dizaynlar, “balletcore”, cut-out, pastel tonlar, püsküller ve metaliklerse geçtiğimiz Sonbahar/Kış 2024-25 koleksiyonlarında olduğu gibi İlkbahar/Yaz 2025 koleksiyonlarında da varlıklarını hissettiriyor ve küçük dokunuşlarla hayatlarına devam ediyor.
Valentino Pre Fall 2025 (Launchmetrics Spotlight)
Modanın bir şekilde “dikte” ettiği bu trendler ve mikro trendler doğrultusunda istesek de istemesek de benzer şekilde giyiniyor, aynı kesimleri satın alıyor ve adeta klonlanmış gibi duruyoruz. Aslında modanın asıl özgünlüğü ve başarısı kişinin önüne konulan trendleri yorumlama yeteneğinden ve kişisel seçimlerindeki özgürlüğünden, kısaca tarzını oluşturabilmesinden geçiyor. Ve işte ismi yeni yeni duyulmaya başlayan, Google’ın bile hakkında çok az şey bildiği “miximalism” akımı modanın kişiyi eşsiz ve özgün kılmasına, kendine has bir tarz yaratılmasına önayak oluyor.
“Mix” ve “maximalism” sözlerinin birleşmesinden oluşan “miximalism” eklektik motiflerin, yavuz ve çarpıcı emprimelerin, bold renklerin birlikte kullanılmasını, kısaca ortaya rengarenk, gösterişli ve capcanlı görünümler çıkmasını içeriyor.
Aslında kişi körü körüne tek bir trendi yorumlamak yerine o sezon moda olan yahut olmayan birçok trendi bir araya getiriyor, trendlerin kendi aralarında ahenk sağlayıp sağlamadıklarına baş yormadan şahsına münhasır bir “patchwork” oluşturuyor. Hayat da çok seçenekli, siyah beyaz değil ama renkli, çoğul ve canlı olduğunda daha yaşanabilir değil mi sizce?
KELAMDA “UYUMSUZ” MODÜLLERİN GÖRSEL ZENGİNLİĞİ
Defilelere göz attığımızda Rabanne’ın Sonbahar/Kış 2024-25 döneminde karelerle leoparları karıştırdığını, Rochas’daysa kalın çizgilerin devasa mavi eldivenlerle yan yana geldiğini görüyoruz. Des Phemmes markasındaysa yapay kürk, yün, saten ve danteller bir ortada kullanılıp güçlü bir görünüm oluşturuluyor. Louis Vuitton’un İlkbahar/Yaz 2025 defilesinde modellerin üst üste geçirdikleri “uyumsuz” modüller da yeniden “miximalism”i hatırlatıyor.
Valentino SS25 (Launchmetrics Spotlight)
Alessandro Michele’nin bir vakitler Gucci markasının alameti farikasına dönüşen o çok sevdiği eksantrik maksimalizmi şu anda de Valentino’da hayata geçirdiğini ve aslında hiç de yabancısı olmadığı o estetik karmaşayı ve gösterişli dünyayı “miximalism” ismi altında yorumladığını iddia edebiliriz.
Aşırılıktan çekinmeyen Michele püsküllere, volanlara, işlemelere, kürklü bordürlere, dantellere, incilere ve eldivenlere tek bir görünümde yer vererek insanları yalnızca modada değil hayatın her alanında yavuz olmaya davet ediyor.
“MIXIMALISM” RENKLERDE ÖZGÜRLÜĞE DAVET YAPIYOR
“Miximalism” yalnızca desen ve kumaşta değil, renk konusunda da yiğit olmayı gerektiriyor. İlkbahar/Yaz 2025 defilelerinde Miu Miu mavi ve turuncunun evliliğini alkışlarken Bottega Veneta kırmızı, bordo ve pembeyi barıştırıyor. Saint Laurent ise turuncu, yeşil, saks mavisi, kırmızı ve dore renkleri tek bir kesimde bir araya getirerek kıyafette üç renk kuralına ihanet ediyor. Bir kombinde üçten fazla ana renk kullanmamayı öneren bu tarz kılavuzu her ne kadar giyside belli bir estetik sağlamayı amaçlasa da içinde yaşadığımız renkli ve çoğul dünyada yüreksiz ve kalıpları yıkmaktan çekinenlerin sığ düşüncesini tanımlamaktan öteye gidemiyor.
Bottega Veneta SS25 (Launchmetrics Spotlight)
Fransız renk dizayncısı Jean-Gabriel Causse’un da dediği gibi modada üç renkle sınırlı kalmak müzikte üç notayla beste yapmaya benziyor. Ayrıyeten bu muhafazakar kuralı yıllar önce 80’lerde pembeyle kırmızıyı karıştıran Christian Lacroix ile Yves Saint Laurent’ın bozduğunu, ikisinin de renk konusunda özgür seçimler yaptıklarını hatırlayalım. İlkbahar/Yaz 2025 koleksiyonunda bir vakitlerin “uyumsuz” addedilen renklerini bir araya getiren Saint Laurent’ın da, markanın kurucusu Monsieur Yves Saint Laurent’ın müsaadeden gittiğine şaşmamak gerek. Monsieur Laurent 80’lerde yan yana kullandığı canlı renklerle ihtilal yaratmış, 70’lerdeki petrol krizi sonrası yaşama sevinçlerini kaybeden insanlarda coşku ve heyecan yaratmıştı. 1981 yılındaki koleksiyonunda sanatkarlardan ilham almış, Henri Matisse ve Fernand Léger’nin renkli tablolarını kıyafetlerine yansıtmıştı.
YALNIZCA KENDİNİZ OLMANIN TADININ ÇIKARIN!
90’larda öne çıkan minimalizm ve Tom Ford, Helmut Lang, Jil Sander, Martin Margiela gibi isimlerin sade dizaynları tesirinde renk ve motif çılgınlığı bir süreliğine rafa kalksa da 2000’lerden itibaren parlak renklerin ve logoların sahne almasıyla karmaşa, enerji ve şaşaa geri döndü.
Kısaca abartılı siluetler ve süslemelerin dönemi olarak bilinen ta Belle Époque’ta doğan, yıllar içinde Versace, Gucci, Ferragamo, Jean Paul Gaultier, Erdem, Dries Van Noten gibi tasarımcıların yaratıcılıklarında şahlanan maksimalizm aslında hayatımızda her daim var oldu, bilhassa zor hayat kurallarına, homojenliğe ve tek tip düşünceye karşı bir isyan olarak dikkat çekti.
Floral elbise, 63.900 TL, ALIX OF BOHEMIA
Ve şu anda annesi diyebileceğimiz maksimalist modadan doğan, bilhassa baskıları, motifleri, renkleri ve kumaş türlerini cesurca karıştırmayı imleyen, beklenmedik kombinasyonlar yaratmayı seven “miximalism” de fikir özgürlüğü, çoğulculuk, heterojenlik gibi kavramların altını çiziyor, mikro trendlerin tesirinde birbirine benzeyen yahut sessiz lüks akımıyla daha düz ve heyecansız tecrübeler yaşayan insanlara alternatif bir yol gösteriyor. O denli ki 2025 döneminin öne çıkan trendlerinden olan floral desenleri düz bir tişörtle değil kareli bir üstle yahut payetli bir crop’la kombinlemeyi öneriyor. Ya da puantiyeyi kaz ayağıyla giyin diyor.
Unutmayın hepimiz karmaşık, kusurlu ve çok yönlü insanlarız, içimizde bir sürü his ve fikir geziniyor. Moda ise kimliğimizi ve bireyselliğimizi ifade etmenin en iyi yollarından biri. Moda aslında bir kalp işi. O halde boş verin trendleri, kalbiniz size ne fısıldıyorsa onu giyin, “miximalism” ile yalnızca kendiniz olmanın tadının çıkarın!

Asimetrik baskılı kadife elbise, 40.000 TL, LA DOUBLEJ

Püsküllü deri mont, 145.000 TL, CHLOÉ

Leopar baskılı omuz çantası, 50.760 TL , ALAÏA

İşlemeli midi etek, 35.900 TL, CONNER IVES

Puantiye mont, 18.000 TL, GOLDBERGH

Payetli askılı üst, 11.600 TL, 16ARLINGTON

Kırmızı stiletto, 29.000 TL, JIMMY CHOO

Büyük çerçeveli güneş gözlüğü, 5060 TL, HERMOSSA/ BRANDEYES

Yılan derisi baskılı ayakkabı, 11.800 TL, AEYDE

Çizgili pantolon, 15.700 TL, THIERRY COLSON

Parlak pembe etek, 51.000 TL, GUCCI

Desenli kaban, 148.000 TL, GORSKI

V yaka süveter, 26.200 TL, MAISON MARGIELA

Desenli yün kazak, 36.000 TL, STELLA MCCARTNEY
———-
Yazı: Selin Miloşyan
ELLE Türkiye Şubat 2025 sayısından alınmıştır.