Yazar: Nikolay Gogol Psikoloji eğitimi almaya başlamadan çok daha önce okumuştum Gogol’un ismi ile bile dikkat çeken hikayesi ‘Bir Delinin …

Yazar: Nikolay Gogol
Psikoloji eğitimi almaya başlamadan çok daha önce okumuştum Gogol’un ismi ile bile dikkat çeken hikayesi ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ni. Yıllar sonra tekrar elime aldım, tekrar okudum ve sonra bu eseri bir de sahnede görmeliyim deyip tiyatro oyununu izledim. Ve gördüm ki Gogol bu eserinde aslında aklın patikalarında ne de kolayca dolaştırabiliyor okuyucuyu, çoğu kişiye yabancı sanrılar, halüsinasyonlar, düşünce kopuşları ve o gerçekdışı dünya ne kadar da sıradanmış gibi anlaşılır oluyor birden bire.
Öykü aslında hemen ilk başında karşımıza çıkarıyor İvanoviç’de bir ‘tuhaflık’ olduğunu ama kondurmak istemiyoruz. Kendisi de ha keza köpeklerin konuştuğunu duyunca, ee oluyor böyle şeyler deyiveriyor, kendine hakim olarak. Öte yandan köpeklerin konuşamayacağının ve yazamayacağının muhakemesini kuramıyor ve bu muhakeme zayıflığı onu bir bakmışsınız konuşan köpeklerden birinin oturduğu eve sürüklüyor. Aslında tam da dağılmış ve kopmuş düşünceler bu nevi sonuçlar doğurur, kişi nereye, neden gittiğini nerdeyse unutur, öncesi ve sonrasına amneziktir ve o an takip ettiği yolun gayet normal olduğuna dair bir tereddüt hissetmez.
Ve İvanoviç’in Sofia’sı. İmkansız aşk teması ne kadar da klasiktir oysa bizler için. 7. derece memur generalin kızına aşık olur. ‘Aşkından deli divane olmak’ vardır bir de. Peki imkansız aşk ile delilik arasında bir yol var mı gerçekten de? Sofia’yla birlikte olmak aslında çok uzak bir ihtimal olsa bile gerçekdışı bir düşünce değil. Ama Sofia İvanoviç için sadece aşk değil. Kırk iki yaşına kadar hayatta elde edemediği her şey, kendini beğenmiş müdürlerin azarlamalarına karşı bir isyan, yaşadığı sefaletin bir rövanşı. O denli büyük bir ihtiyacı ki bu dağılan egosunu ayakta tutmak için. Sofia hayat demek, sahi İvanoviç hiç yaşamış mıydı?
Nihayet köpeklerin mektupları ortaya çıkınca okuyucu artık muhakemenin bozulduğunu ve İvanoviç’in gerçeklikten koptuğunu anlar. İvanoviç’in ise bundan haberi yoktur, iç görüsü olmadığından bir şeylerin ters gittiğinden haberi yoktur. Kahramanımızın şüphelenmeci (paranoid) sanrılarını görüyoruz bu noktada, casuslar, takip edilme, şifreli mesajlar. Ancak bunların hiçbiri Sofia’nın bir generalle evleneceği haberinden daha sarsıcı olamaz.
İvanoviç sosyal statüsünün üstünde yarattığı baskı sonucunda psikotik bir kırılma yaşamıştır. Sofia’nın yüksek statüde biriyle evleneceği haberi ise büsbütün geri döndürülmesi zor bir yola sapmasına yol açmıştır. Burada İvanoviç’in büyüklenmeci (grandiose) savunmalar kullanmaya başladığına tanık olmaktayız. Büyüklenmeci düşüncelerde kişi kendini olduğundan çok daha yetenekli, zeki, özel-seçilmiş biri gibi değerlendirmeye başlar. İvanoviç şöyle der; ‘ Bugün bayram var! İspanya kralına kavuşuyor! Kral bulundu! Kral benim! Her şey apaçık…Kendimi buldum, gerçek kimliğime kavuştum.’
Bir diğer nokta da zaman ve yer yöneliminin kaybolmasıdır. Psikotik durum içinde kişi tarih, saat gibi kavramları karıştırır, olduğu yer ile ilgili kavraması zayıflar. Her ikisiyle de Gogol’un öyküsünde karşılaşıyoruz. Hem günlüğündeki tarihler, hem de akıl hastanesini İspanya sanmasında. Psikoz halindeki kişi için en acı deneyim aslında gerçek parıltılarının parladığı anlar olabilir. Bu yüzleşme büyük bir sarsıntı ile korku hissi verir. Bunu da öykünün sonunda bir an kendini annesinin hasta oğlu olarak ifade ettiği noktada fark ediyoruz. İvanoviç’in Anne diye haykırışı salt acı olarak yüzümüze çarpıyor.
Gogol, İvanoviç’in zihnine sokuyor bizi, onun muhakemesine tanık oluyor, onunla birlikte gerçek dışı dünyaya savruluyoruz. Yavaş yavaş bozulan ve gittikçe de ucundan tutması zorlaşan düşüncelerini gözlemleyebiliyoruz. Bir nevi psikozu paylaşıyoruz.
Kısaca psikoz nedir?
Temel belirtileri düşünce bozukluğu (sanrı / delusion) ve algı bozukluğu (varsanı / hallucination) olan ciddi ruhsal bozukluk durumudur. Kişinin günlük yaşama yönelik uyumu ve işlevi ileri derecede etkilenmiştir. Gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuştur. Bu bireyin kendi zihninde olup bitenlerle dış dünyada olup bitenleri ayırt edebilme yetisinin kaybıdır. Kişi durumunun farkında değildir (iç görü yoksunluğu) Genellikle sıra dışı, tuhaf, alışılmadık görünüş ve davranışlarıyla dikkat çekerler. Kendilerine olan ilgi ve bakımları azalmıştır. Belirgin bir vurdumduymazlık, ilgisizlik, donukluk ve çekingen görünüm vardır. Genellikle içe kapanmışlardır. Sosyal ilişkileri sınırlıdır, yalnızlığı tercih ederler. Ses tonu genellikle tekdüzedir ve duyguları belli etmez. Konuşmada düzensizlik, dağınıklık, hızlanma, yavaşlama, fakirleşme, kalıplaşmış yinelemeler, konuşma yankılanması, çocuksu konuşma ya da hiç konuşmama gibi belirtiler olabilir. Duygulanımda kısıtlılık, küntleşme, uygunsuz duygulanım ve zevk alamama (anhedonia) vardır. Sanrı (hezeyan / delusion); gerçeğe uygun olmayan yanlış düşünce ve inançlardır. Kötülük görme, referans, kıskançlık, büyüklenmecilik, aşk, suçluluk, dinsel, somatik, kontrol edilme, düşünce okunması, düşünce çalınması gibi sanrılar olabilmektedir.