Max Mara’nın İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu, 1930’ların gezgin kadınlarından ilhamla safari ceketlerini, keskin terziliği ve işlevsel parçaları yeni bir “işlevsel şıklık” anlayışında buluşturuyor.

Fotoğraflar: Launchmetrics Spotlight
Moda bu sezon kaçış fikrini yeniden keşfederken Max Mara da rotasını 1930’lara çeviriyor. Milano’da sunulan İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu, dönemin maceracı ve dünyayı keşfetmeye meraklı kadınlarından ilham alıyor: pilot Amelia Earhart, pilot ve kaşif Beryl Markham, vahşi yaşam fotoğrafçısı Osa Johnson, gezgin Freya Stark ve kıtalararası yolculuklarıyla tanınan Eva Dickson. Onların gardıroplarındaki pratiklik, hareket özgürlüğü ve sade zarafet Max Mara’nın bugünle kurduğu yeni ilişkinin başlangıç noktası.
Koleksiyonun ilk bakışta kendini belli eden tarafı renk paleti. Kahverenginin farklı tonlarıyla başlayan görünüm, kum, haki, bej ve krem gibi safariyi çağrıştıran nötr tonlarla ilerliyor. Max Mara’nın dış giyim konusundaki uzmanlığı düşünüldüğünde başrolde yine paltoların olması şaşırtıcı değil. Markanın paltolarla kurduğu ilişki, Prada’nın eteklerle kurduğu ilişki gibi: Her iki marka için de belirli bir parça, yalnızca koleksiyonun bir unsuru değil, tasarım sürecinin temel yapıtaşlarından biri.
Bu kez o dilin merkezinde safari ceketi var. Ian Griffiths, klasik silüeti farklı biçimlerde yeniden ele alıyor; uzun paltolara dönüşen formlar, kemerlerle kısalan ceketler ve gömlek olarak yorumlanan daha hafif versiyonlar aynı fikrin farklı yüzlerini gösteriyor. Kargo yelekler, trençkotlar ve geniş cepli parçalar da koleksiyonun “utility chic” yaklaşımını tamamlıyor. Griffiths’in ifadesiyle mesele yalnızca işlevsel olmak değil, işlevselliği lüks ve rafine bir gardırobun parçası haline getirmek.
Bu yaklaşım Max Mara’nın her zamanki sadeliğini de değiştirmiyor. Koleksiyon temiz, minimal ve ölçülü. Keskin terzilik, düz hatlar ve rahat silüetler mevsimsel bir trend arayışından çok, gerçekten giyilmek üzere tasarlanmış bir gardırop hissi yaratıyor. Ancak bu kez kumaşlar da en az silüetler kadar önemli. Dokulu keten, parlak gabardin ve kimi zaman deriyi andıran yüzeyler nötr renklerin içinde farklı bir derinlik yaratıyor. Açık giyilen safari ceketleri, aynı kumaştan pantolon ve gömleklerle eşleşirken araya giren beyaz atletler görünümü daha rahat ve güncel bir noktaya taşıyor.
Bütün bunların içinde 1930’lar referansı yalnızca nostaljik bir görüntü yaratmak için kullanılmıyor. Earhart, Markham, Stark ve Johnson gibi kadınların dünyaya hareket ederek, çalışarak ve keşfederek dahil olmaları bugünün gardırobunda da karşılığını buluyor. Bu nedenle koleksiyonun safari ceketleri, kemerleri ve geniş cepli parçaları yalnızca döneme ait kodları yeniden üretmiyor, hareket etmeye, seyahat etmeye ve farklı koşullara uyum sağlamaya yönelik bir giyim fikrini sürdürüyor.
Yaklaşık 40 yıldır Max Mara’nın yaratıcı direktörlüğünü sürdüren Griffiths için kullanışlılık modadan ödün vermek anlamına gelmiyor. Aksine iyi tasarlanmış bir giysinin değerini onun ne kadar kolay giyilebildiği ve zaman içinde ne kadar farklı biçimlerde kullanılabildiği belirliyor. İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu da iyi yapılmış bir gardırobun sağlayabileceği özgürlüğe odaklanıyor.
Bugünün karmaşık atmosferinde Max Mara, fanteziyi olağanüstü parçalar yaratmakta değil, gündelik gardırobun en işlevsel unsurlarını yeniden düşünmekte buluyor. İyi bir trençkot, safari ceketi ya da kullanışlı bir palto, bu dünyadan uzaklaşmanın değil, onun içinde hareket etmenin bir yolu haline geliyor.