Çocukluk; korunmaya, anlaşılmaya, oyun oynamaya, hata yapmaya ve ihtiyaç duyduğunda bir yetişkine yaslanmaya izin verilen bir dönem olmalıdır. Ancak bazı çocuklar, gelişim dönemlerinin gerektirdiğinden çok daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda …

Çocukluk; korunmaya, anlaşılmaya, oyun oynamaya, hata yapmaya ve ihtiyaç duyduğunda bir yetişkine yaslanmaya izin verilen bir dönem olmalıdır. Ancak bazı çocuklar, gelişim dönemlerinin gerektirdiğinden çok daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalabilmektedir. Kardeşlerinin bakımını üstlenmek, evin sorumluluğunu taşımak, anne veya babasının dert ortağı olmak, ebeveynler arasındaki çatışmaları yatıştırmaya çalışmak, ailede herkes üzülmesin diye kendi duygularını saklamak ya da ebeveyninin duygusal ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak…
Bazen çocuk, farkında bile olmadan “çocuk” olmaktan çıkar ve ailenin küçük yetişkinine dönüşür.
Bu çocuklar çevreleri tarafından çoğu zaman;
“Ne kadar olgun.”
“Yaşından büyük düşünüyor.”
“Çok güçlü bir çocuk.”
“Her işin üstesinden geliyor.”
şeklinde tanımlanabilmektedir.
Oysa dışarıdan görünen bu erken olgunluğun arkasında, çocuğun kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmesi olabilir.
Çünkü çocuk zamanla “Ben ne hissediyorum?” diye sormak yerine;
“Annem üzülmesin.”
“Babam kızmasın.”
“Kardeşim yalnız kalmasın.”
“Evde kavga çıkmasın.”
“Ben sorun çıkarmayayım.”
diye düşünmeye başlayabilmektedir.
Ve belki de en önemlisi, kendi ihtiyaçlarının başkalarının ihtiyaçlarından daha az önemli olduğuna inanmaya başlayabilir. Çocuklukta öğrenilen bu rol yetişkinlikte devam edebilmektedir. Çocukken sürekli başkalarını gözetmek zorunda kalan kişi, yetişkin olduğunda da ilişkilerinde benzer bir sorumluluğu üstlenebilir.
Sınır koymakta ve “hayır” demekte zorlanabilir. Yardım istemek ona güçsüzlük gibi gelebilir. Herkesin sorununu çözmeye çalışabilir. Birinin üzgün veya öfkeli olmasından kendisini sorumlu hissedebilir. Kendi ihtiyaçlarını dile getirdiğinde suçluluk yaşayabilir. Hatta ilişkilerinde sürekli veren, toparlayan, anlayan, sakinleştiren ve yük taşıyan kişi olabilir.
Çünkü çocuklukta öğrendiği şey şudur:
“Ben güçlü olmalıyım.”
“Ben idare etmeliyim.”
“Ben bırakırsam her şey dağılır.”
Bu nedenle yetişkinlikte dinlenmek, yardım istemek, bir başkasına güvenmek veya yalnızca kendi ihtiyaçlarını düşünmek bile kişiye yabancı gelebilir.
Her sorumluluk ebeveynleşme değildir
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Çocuğa odasını toplamak, yaşına uygun ev işlerine yardımcı olmak, küçük sorumluluklar almak veya aile içinde iş birliğini öğrenmek sağlıklı gelişimin bir parçasıdır.
Sorun, çocuğun yetişkinlere ait duygusal ya da fiziksel yükleri taşımak zorunda kalmasıdır.
Bir çocuk anne veya babasının terapisti, arabulucusu, sırdaşı ya da duygusal destekçisi olmak zorunda değildir. Ailedeki düzeni korumak, yetişkinlerin problemlerini çözmek veya herkesin iyi olmasını sağlamak çocuğun görevi değildir.
Çocuğun görevi aileyi taşımak değil, çocukluğunu yaşamaktır.
Her çocuğun temel ihtiyacı; kendisini güvende hissetmek, duygularının görülmesi ve önemsenmesi, ihtiyaç duyduğunda destek alabilmek, yaşına uygun sınırlar içerisinde gelişebilmek ve çocukluğunu yaşayabilmektir.
Çocuklukta üstlenilen roller geçmişte kalmış gibi görünse de yetişkinlikte ilişkilerimizi, sınırlarımızı ve kendimize verdiğimiz değeri etkilemeye devam edebilir.
Değişim ise bazen geçmişi suçlamakla değil, bugün taşıdığımız yükleri fark etmekle başlar.
Kendinize şu soruyu sormak iyi bir başlangıç olabilir:
“Bugün hâlâ taşıdığım sorumlulukların ne kadarı gerçekten bana ait?”
Belki de yetişkinlikte öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri şudur:
Her şeyi taşımak zorunda değiliz.
Herkesi iyileştirmek bizim sorumluluğumuz değil.
Ve kendi ihtiyaçlarımızı önemsemek bencillik değildir.
(Bu içerik Değişik Platformlar taranarak alıntılanmıştır)