enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
48,4773
EURO
56,4970
ALTIN
6.890,86
BIST
14.627,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Az Bulutlu
27°C

Kendi Kurallarını Koymak: Private Policy’nin Yeni Özgürlük Arayışı

Private Policy modanın sınırlarını yalnızca cinsiyet kategorileri üzerinden değil, düşünme ve giyinme biçimleri üzerinden de sorguluyor. New York’un özgür, kaotik ve çok katmanlı ruhundan beslenen marka, şimdi yaratıcı yönetimini tek başına üstlenen Haoran Li ile birlikte kendi diline yeniden bakıyor.

Kendi Kurallarını Koymak: Private Policy’nin Yeni Özgürlük Arayışı
09.09.2026
0
A+
A-

Private Policy’nin başlangıç noktası basit bir soruya dayanıyor: Moda neden bu kadar kesin kurallarla tanımlanmak zorunda? Bu soru, markanın tasarım dilinin merkezinde. Bugün Private Policy’nin yaratıcı yönetimini tek başına üstlenen tasarımcı Haoran Li, geçmişteki fikirlerine yeniden bakıyor, özgürlük kavramını koruyor ve onu ileriye taşımaya devam ediyor. New York’un enerjisinden, toplumsal meselelerden ve gündelik hayatın ihtiyaçlarından beslenen Haoran Li ile New York Moda Haftası’nda sunmaya hazırlandığı İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu öncesi sohbet ettik.

Bizi en başa götürebilir misiniz? Bu marka bir ihtiyaçtan, bir arayıştan mı doğdu?
Private Policy aslında kendi kurallarımızı yaratma isteğiyle başladı. Parsons’tan mezun olduğumuzda sektöre bakıyor ve hâlâ pek çok şeyin neden bu kadar kesin kategorilere ayrıldığını sorguluyorduk: erkek giyim, kadın giyim, lüks giyim, sokak giyimi, ticari, kavramsal… New York’ta yaşayan genç tasarımcılardık ve baktığımız zaman etrafımızdaki insanlar hayatlarını ya da giyimlerini bu şekilde tanımlamıyordu.

Aynı zamanda kimlik, politika, eşitlik ve özgürlük üzerine pek çok tartışmanın içindeydik. Moda, bu tartışmalara katılmanın doğal bir yolu gibi hissettiriyordu. Başından itibaren Private Policy, kıyafetlerin dünya hakkında da bir şeyler söyleyebileceği ama aynı zamanda eğlenceli ve arzu edilir olabileceği bir alan haline geldi.

Bugün Private Policy’ye baktığınızda, marka ilk hayal ettiğiniz hâlinden ne kadar farklı? Bu yolculuk boyunca değişmeden kalan bir fikir var mı?
Marka çok değişti çünkü ben çok değiştim. Private Policy’yi okuldan çıkar çıkmaz kurdum, dolayısıyla birçok açıdan nasıl tasarımcı olunacağını, bir işin nasıl yürütüleceğini ve sektörü nasıl anlamam gerektiğini bu markayı kurarken öğrendim.

Geçtiğimiz yıl benim için bir başka önemli dönüşüm oldu çünkü artık Private Policy’nin kreatif direktörlüğünü tek başıma üstleniyorum. Bu, her şeye yeniden bakmam ve marka için neyin vazgeçilmez olduğunu, neyi korumak istediğimi ve bundan sonra onu nereye taşımak istediğimi sorgulamam için bir fırsat yarattı. Değişmeyen şey ise özgürlük fikri. Private Policy her zaman kendi kurallarını yaratmakla ilgili oldu; bu, toplumsal cinsiyet, kimlik, kültür veya yalnızca nasıl giyinmeyi seçtiğinizle ilgili olabilir. Bu fikir hâlâ benim için tamamen geçerliliğini koruyor.


Launchmetrics Spotlight

Private Policy toplumsal meseleleri kıyafetler aracılığıyla sıklıkla somut bir araca dönüştürüyor. Bir fikir hangi noktada bir silüete dönüşmeye hazır hale geliyor? Tasarım süreci bir soruyla mı başlıyor, yoksa bazen bir giysi sizi bir soruya götürebiliyor mu?
İki şekilde de olabiliyor. Geçmişte koleksiyonlara neredeyse bir haber kuruluşu gibi yaklaşıyorduk. Toplumsal ya da politik olarak yaşanan bir şeyi belirliyor, araştırıyor ve ardından modanın bunu tartışmak için nasıl bir dile dönüşebileceğini soruyorduk.

Ancak bir tasarımcı olarak geliştikçe süreç daha az doğrusal hale geldi. Bazen bir konuyu araştırırken hemen bir silüet ya da malzeme görüyorum. Bazen de stüdyoda bir şeyi yalnızca oranından, konstrüksiyonundan veya malzemesinden etkilendiğim için yapıyorum ve ancak sonrasında bunun neden bu tartışmanın içinde yer alabileceğini anlıyorum. Aslında bu gerilimi seviyorum. Kıyafetlerin yalnızca bir fikri görselleştirmesini istemiyorum. Kıyafetlerin kendi hayatları olmalı.


Private Policy’nin New York ofisi

Tasarım süreciniz nasıl ilerliyor? Bunun ne kadarı araştırma ve konuşmalardan, ne kadarı stüdyoda sezgisel olarak ortaya çıkıyor?
Araştırma hâlâ Private Policy’nin çok önemli bir parçası ama sezgi benim için giderek daha önemli hale geldi. Haftalarca tarihi görsellere bakabilir, okuyabilir, insanlarla konuşabilir veya çevremde olup bitenleri gözlemleyebilirim ama sonunda araştırmayı bırakıp üretmeye başlamanız gerekiyor. Beklenmedik bir şey genellikle tam da o noktada ortaya çıkıyor.

Yıllar içinde konstrüksiyon ve malzeme geliştirmeyle de çok daha fazla ilgilenmeye başladım. Markayı kurduğumuzda, teknik bilgi eksikliğimiz nedeniyle yapamadığımız şeyler vardı. Şimdi denim, kanvas veya bildiğimiz bir iş kıyafeti konstrüksiyonu gibi bir şeyi alıp gerçekten dönüştürebiliyorum. Bu teknik gelişim, yaratıcı sürecin benim için başka bir tarafının da önünü açtı.


Fotoğraf: Dasha Semyonova

New York her zaman Private Policy’nin kimliğinin önemli bir parçası oldu. Şehrin tasarım biçiminizi etkilemeye devam eden özelliği nedir?
New York’ta inanılmaz bir hırs, kaos ve özgürlük birleşimi var. Birkaç blok yürüyüp tamamen farklı topluluklarla, farklı giyim biçimleriyle ve hayatın nasıl olması gerektiğine dair farklı fikirlerle karşılaşabilirsiniz. Burada insanların seslerini yükselttiği ve değişim talep ettiği bir tarih de var. Protestolar, sivil haklar hareketleri, kuir kültür, göçmen toplulukları, downtown kültürü… Bunların hepsi şehrin kimliğinin bir parçası ve en başından beri Private Policy’ye ilham oldu.

Bir de New York’un tamamen pratik bir tarafı var. İnsanlar sürekli hareket halinde. Metroya biniyorlar, çalışıyorlar, dışarı çıkıyorlar; aynı gün içinde tamamen farklı üç ortamda bulunabiliyorlar. Sanırım bu yüzden işlevsellik ve iş giyimi koleksiyonlarımda tekrar tekrar ortaya çıkıyor. Bir tavrı olan ama gerçek hayatta da var olabilen kıyafetleri seviyorum.

Private Policy’nin cinsiyetsiz yaklaşımı, insanların geleneksel kategorilerin ötesinde giyinebilmesine izin verme fikriyle başladı. “Cinsiyetsiz moda” sektörde artık çok daha tanıdık bir terim haline gelmişken, bugün bu terim sizin için ne ifade ediyor?
Cinsiyetsiz moda hakkında konuşmaya başladığımızda sektör hâlâ erkek ve kadın giyimi konusunda son derece katıydı. Bizim için bu fikir aslında çok basit bir şeyden doğdu: Arkadaşlarımız alışverişlerini bu şekilde yapmıyordu. Aynı kişi pantolonları veya cepleri istediği için erkek bölümüne, ardından rengi ya da silüeti beğendiği için kadın bölümüne gidebiliyordu.

Bugün ise terminolojiden ziyade bu özgürlüğü korumakla ilgileniyorum. Cinsiyetsiz demek, her şeyin nötr veya anonim hale gelmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Son derece feminen, son derece maskülen veya ikisinin tamamen arasında bir şey yaratabilirsiniz. Önemli olan, tasarımcının onu kimin giyebileceğine karar vermemesi.

Koleksiyonlarınız sıklıkla toplumsal veya politik mesajlar taşıyor, buna rağmen kıyafetler son derece arzu edilir moda parçaları olarak kalıyor. Anlamlı bir şey söylemek ile insanların yalnızca giymek isteyeceği kıyafetler yaratmak arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Önce moda gelmeli. Birisi bir ceketi görüp arkasındaki araştırma hakkında hiçbir şey bilmeden onu hemen giymek istiyorsa, bence bu tamamen geçerli. Benim için mesaj, kıyafetleri anlamanın bir koşulu olmak yerine onlara başka bir katman eklemeli. Moda tam da bir ders verir gibi konuşmak yerine arzu, güzellik, mizah ve duygu aracılığıyla iletişim kurabildiği için güçlü.

Birinin önce giysiyi istemesini, ardından belki onun arkasında başka bir hikaye olduğunu keşfetmesini istiyorum. Bazen bu keşif bir konuşmayı başlatabilir ve Private Policy’nin amaçlarından biri her zaman bu oldu.

View this post on Instagram

A post shared by PRIVATE POLICY (@privatepolicyny)

New York Moda Haftası’nda sunacağınız koleksiyonun ardındaki ilk düşünceye geri dönebilir miyiz? Hazırlık süreci nasıl ilerliyor?
Her zaman çevremizde olup bitenlere bakıyorum ama son dönemde biraz daha içedönük bir şekilde de bakmaya başladım. Private Policy’yi tek başıma yönetmek, doğal olarak markanın benim için kişisel olarak ne ifade ettiğini ve bir sonraki bölümünün nasıl görünmesini istediğimi düşünmeme neden oldu. Yeni koleksiyon da bu süreçten doğuyor. İnsanların tanıyacağı Private Policy dilinin unsurları var; özellikle işlevsellik ile çok daha dışavurumcu bir şey arasındaki gerilim. Ancak bunları farklı bir yere taşıyorum.

New York Moda Haftası’na hazırlanmak her zaman biraz çılgınca. Aylarca bir fikir geliştiriyorsunuz ve sonra bir anda her şey son derece fiziksel bir hale geliyor: provalar, casting, üretim, styling, müzik, mekan… 10 dakika süren bir defilenin arkasında yüzlerce karar var. Ama tüm bu ayrı kararların sonunda tek bir dünyaya dönüştüğü o anı hâlâ seviyorum.


Fotoğraf: Liuna Aylin

Bir defile yalnızca birkaç dakika sürebilir ama arkasındaki süreç aylar alıyor. Bu yolculuğun sizin için en zorlu kısmı hangisi?
Ne zaman duracağınızı bilmek. Bir tasarımcı olarak her zaman değiştirebileceğiniz bir şey var. Bir oranı değiştirebilir, bir kumaşı yeniden yapabilir, başka bir görünüm ekleyebilir veya defileden üç gün önce bir şeyi tamamen yeniden düşünebilirsiniz. Bağımsız bir marka yürütürken bütçe, üretim ve zamanın gerçekliği de aynı anda devreye giriyor.

Artık koleksiyona kendim liderlik ettiğim için çok daha kararlı olmayı öğrenmem gerekti. Güçlü bir bakış açısına sahip olmanın bazen daha fazlasını eklemek yerine bazı şeyleri çıkarmak anlamına geldiğini öğrendim.


İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonundan ipucu

Private Policy her zaman etrafındaki dünyaya yanıt veren bir marka oldu. Bugün dünya hakkında kendinizi en sık hangi soruya geri dönerken buluyorsunuz? Ve bu sorunun izlerini yeni koleksiyonda görebilecek miyiz?
Her şeyin etrafımızda çok hızlı değiştiği bir anda kendimizi nasıl tanımladığımız üzerine çok düşünüyorum. Teknoloji, iletişim kurma ve üretme biçimimizi değiştiriyor. Ekonomik açıdan pek çok insan geleceği konusunda belirsizlik hissediyor. Milliyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramları sürekli tartışılıyor. Aynı zamanda ait olacak bir yer bulmaya ve kim olduğumuzu anlamaya yönelik çok insani bir arzu var.

Koleksiyonun illa bu soruya bir cevap vermesini istemiyorum. Private Policy her zaman cevaplar sunmaktan çok konuşmalar başlatmakla ilgilendi. Ama evet, bence koleksiyonda bunun izlerini göreceksiniz; özellikle tanıdık referansların parçalarına ayrılması, birbirleriyle karıştırılması ve yeni bir şeye dönüşmelerine izin verilmesi biçiminde.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.